KÖŞE YAZISI

YETKİ BİZDE DEĞİL!

28.04.2026 13:21
YETKİ BİZDE DEĞİL!

Klasikleşmiş icraat toplantılarının son durağı Nilüfer Belediyesi’nin oldu… Oldukça güzel ve bir o kadar da uzun bir sunumla başladı Başkan Şadi Özdemir’in toplantısı… Konuşmaktansa sorulara cevap vermeyi tercih etti Başkan Özdemir… Su zammından, imar krizine dek çok önemli konuları da tüm gerçekliğiyle ortaya koydu… “Birlikte Yazdığımız 2 Yıl” toplantısı aslında yalnızca geride kalan iki yılın muhasebesi değil; Nilüfer’in önümüzdeki dönemde hangi gerçeklerle yüzleşeceğinin de açık ilanıydı.  Şadi Özdemir, rakamlarla süslenmiş bir başarı hikâyesi anlatmak yerine, belediyeciliğin bugün karşı karşıya olduğu en sert iki başlığı masaya koydu: geçim sıkıntısı ve yönetim tıkanıklığı. Toplantının en çok konuşulan başlığı hiç kuşkusuz su faturaları oldu. Son aylarda Bursa’da vatandaşın en fazla tepki gösterdiği konulardan biri olan yüksek su bedelleri, doğal olarak Nilüfer’de de gündemin ilk sırasındaydı. Özdemir bu soruya klasik bir savunma refleksiyle değil, doğrudan ekonomik gerçeklik üzerinden cevap verdi. “Asıl sorun zam değil, halkın yoksullaşması” diyerek, meselenin sadece faturadaki rakamdan ibaret olmadığını söyledi. Bu cümle önemliydi. Çünkü bugün Türkiye’de yerel yönetimlerin önündeki en büyük sınav, artık sadece hizmet üretmek değil; ekonomik daralmanın vatandaş üzerindeki etkisini yönetebilmek. Özdemir’in işaret ettiği nokta doğruydu: İnsanlar artık faturaya yalnızca teknik bir gider kalemi olarak bakmıyor. O kağıtta yazan rakam, doğrudan mutfağın, pazarın, sofranın yüküyle birlikte okunuyor. Suya gelen zam, sadece bir tarife değişikliği değil; alım gücü düşen vatandaş için doğrudan yaşam maliyeti demek. Elbette bu söylemin siyasi bir karşılığı da var. “Bursa’nın suyu diğer büyükşehirlere göre hâlâ ucuz” demek teknik olarak bir veri olabilir ama siyasette vatandaşın hesabı başka çalışır. Kimse İzmir’i, Ankara’yı, İstanbul’u kıyaslamıyor; vatandaş kendi cebini kıyaslıyor. Geçen ay ödediğiyle bu ay ödediği arasındaki fark, çoğu zaman tüm istatistiklerin önüne geçiyor. İşte bu yüzden Özdemir’in tespiti yerinde, ama yetmez. Haklı olmak ayrı, vatandaşı ikna etmek ayrı. Toplantının ikinci ve belki de daha çarpıcı başlığı ise katı atık bedelleri oldu. Şadi Özdemir burada daha sert, daha net ve daha riskli bir dil kullandı. “Katı atık bedelinin kaldırılmasını istemek popülizmdir, halk dalkavukluğudur” sözleri, toplantının en politik cümlesi olarak kayda geçti. 
Bu çıkışın iki anlamı vardı. Birincisi, Özdemir belediyecilikte artık “herkesi memnun etme” döneminin sona erdiğini ilan etti. İkincisi ise, yerel yönetimlerin mali gerçeklikten kaçamayacağını açıkça söyledi. Bu önemliydi. Çünkü Türkiye’de belediyeciliğin en büyük handikaplarından biri, popüler olmak ile sürdürülebilir olmak arasındaki çizgiyi çoğu zaman kaybetmesidir. Özdemir burada tercihini mali gerçekçilikten yana koydu.
Ancak siyasetin en zor kısmı tam da burada başlıyor. Çünkü vatandaşın gözünde mesele teknik gerekçeler değil; adalet duygusu. İnsanlar “Ben zaten vergi ödüyorum, emlak vergisi ödüyorum, su faturası ödüyorum; neden bir de ayrıca katı atık bedeli ödüyorum?” diye soruyor. Sayıştay raporları bu soruya hukuki cevap verebilir ama siyasi cevap veremez. Belediyelerin en büyük sınavı da tam olarak burada başlıyor: Doğru olanı yapmak kadar, onu doğru anlatabilmek. Toplantının belki de en kritik bölümü ise imar başlığıydı. Şadi Özdemir burada yalnızca Nilüfer’in değil, Türkiye’deki birçok belediyenin ortak sancısını tarif etti. Ruhsat verilmiş, inşaat başlamış, proje yükselmiş ama yıllar sonra mevzuat değişmiş. Ortaya çıkan çelişkiler nedeniyle ne vatandaş ilerleyebiliyor, ne müteahhit tamamlayabiliyor, ne de belediye imza atabiliyor. Özdemir’in anlattığı tablo, yalnızca bir imar sorunu değil; doğrudan bir yönetim kilitlenmesi. Daha çarpıcı olan ise şu: Belediyelerde artık birçok dosya mevzuat eksikliğinden değil, imza korkusundan bekliyor. Çünkü bugün atılan bir imza, yarın bir soruşturma dosyasına dönüşebiliyor. Şadi Özdemir’in “personelimiz soruşturmalar nedeniyle imza atmaktan çekiniyor” cümlesi, Türkiye’de belediyeciliğin en görünmeyen krizlerinden birini açıkça ortaya koydu.
Bu tablo yalnızca Nilüfer’i değil, doğrudan Bursa’nın yapı ekonomisini etkiliyor. Çünkü Nilüfer’de geciken her ruhsat, sadece belediye masasındaki bir evrak değildir; piyasada duran bir proje, teslimi geciken bir daire, artan bir maliyet, büyüyen bir barınma sorunudur. İmar meselesi bugün sadece şehircilik değil, aynı zamanda ekonomi meselesidir.
Özdemir çözüm adresi olarak Bakanlığı işaret etti. Bu tespit yanlış değil ama eksik. Evet, merkezi düzenleme şart. Ancak yerel yönetimlerin de artık sadece “yetki bizde değil” diyerek bu yükten sıyrılması kolay değil. Çünkü vatandaş Ankara’nın değil, belediyenin kapısını çalıyor. Şadi Özdemir’in iki yıllık toplantısı bize şunu gösterdi: Nilüfer Belediyesi yeni dönemde yalnızca park, yol, sosyal proje anlatmayacak. Önümüzdeki dönemin ana başlıkları çok daha sert olacak: yoksulluk, mali disiplin, imar tıkanıklığı ve yönetim cesareti. Bu toplantı bir faaliyet özeti değil, bir gerçeklik beyanıydı. Ve Nilüfer’de artık asıl mesele neyin yapıldığı değil; bu ağır ekonomik ve idari iklimde neyin nasıl sürdürüleceği olacak.

Haber Gönder